19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI - SOMA MADEN KAZASI


Genç gibi görünüyoruz aslında değiliz. Omuzlarımızda bir sürü yük. “Ekmek elden su gölden” kesimi bu cümlemin dışında kalalı çok oldu. Halen aynı cümleyi kuranlarınız varsa yazımı okuduktan sonra söylemenizi önemle rica ediyorum çünkü bilmediğiniz, bildiğinizi zannettiğiniz ve yargıladığınız çok şey var.

    Evet, “genç gibi görünüyoruz aslında değiliz” dedim çünkü hepimiz yaşımızdan çok daha büyüğüz. Yaşamak zorunda olduğumuz şeyler elbette ki var. Kendi ayaklarımızın üstünde durmaktan başlayalım mesela…

     Eğitim sisteminde yapmış olduğunuz ve halen yaptığınız değişiklikler yüzünden sinir sistemimizden tutun geleceğimiz her şeyimiz alt üst olmuş durumda. Ama bu durum bazı insanların ekmeğine yağ sürüyor, onun da farkındayız. Onlar ballı ekmeklerini afiyetle yerken biz kendi ideallerimizin peşinden koşan, hayalleri olan, hayallerini gerçekleştirmek için oradan oraya savrulan ancak inatla devam eden gençler de var. Tüm kötü gidişata, karamsar düşüncelere rağmen hem de. Dimdik ayakta, kalben-ruhen-zihnen yıkılmamak için bir şeyler yapmaya çalışan hani. Sizin de sürekli su sıkarak püskürtmeye çalıştığınız, başaramayınca gece yarısı bir sokak arası öldüresiye dövdüğünüz hani…

      Varız, işte. Neylersiniz, biz de bir şeyleri söyleyebiliyoruz. Hem de onca sansürünüze rağmen. Evet, halen sansür denilen mekanizmanın sizleri kurtaracağına inanıyorsunuz. Bir yere kadar idare etti bu düşüncesiz sisteminiz, artık bir kısmımız ne görüyor ne de gördüklerini konuşuyor ne de konuştuklarından emin bir şekilde söylemini devam ettirebiliyor.

     Paraya gelince… Cebimizde üç kuruş, ders notu mu alalım karnımızı mı doyuralım ev kiramızı/ yurt paramızı mı denkleştirelim derken bazen yaşadığımızı bile fark etmiyoruz.  

     Akranlarımız arasında öyle bir güvensizlik var ki, sebebi pek çok şeye bağlansa da ben biraz zorunda bıraktığınız her şeye tepkiliyim.

      İş bulduğumuz zaman sevincimizi doğru dürüst paylaşamıyoruz. Ya yaptığımız iş tatmin etmiyor, tatminsizliği geçelim sadede gelelim diyecek olursanız ya da diğer iş bulamayan arkadaşlarımıza karşı mahcup hissediyoruz kendimizi.

       O kadar çok bir şeyler yapmak isteyen insan tanıyorum ki… Ama maalesef ki olmuyor, olamıyor. Çünkü sizler ayırdınız en baştan bizleri. Biz de bölündük. Oysa sadece iyi ve kötü olmalıydı aramızda. Şimdi dört bin parçayız bunlardan bazıları iyi, kötü, güzel, çirkin.   

      Tanıdık mı geldi? Bizi kitap okumayan nesil olarak tanıdınız, “internet gençliği” diye yaftaladınız ama aramızda halen kitap okuyan, tartışma programı izleyen, gazeteleri takip eden, köşe yazarlarını okuyup kendi düşüncesini tez-antitez=sentez biçiminde sunanlarımızın sayısı da azımsanamayacak kadar çok.  Ancak bunları kör bürokrasinize, bir türlü ilerlemeyen sisteminize, donup kalan mekanik işverenlerinize, müdürlerinize teslim ettiniz mi etmediniz mi siz bana onu söyleyin? Sonra teker teker dönüştüklerini izledik biz “arkadaşım” diyerek sahip çıktıklarımızın. Hiç kimse suçu üzerine almamaya başladı, herkes zamana bıraktı ve zamanla her şey rayından daha da çıktı. Fakat sesimizi bir türlü duyuramadık.  Kendi aramızda bile bölünmüştük biz. Kimse kimseye doğru düzgün derdini anlatmıyordu artık. Gündelik, sıradan konuşmalara dönüşüyordu “dost” kelimesi, “sırdaş” kelimesini artık kimsenin omuzlarına yüklememeyi öğrenmiştik çünkü yükü ağırdı, öyle basit bir yolda düşüverirseniz tuzla buz olurdu her şey-bunu öğrenmiştik işte, “aşk” dediklerimizi de sizler beğenmediniz, bizler kendi içimizde çelişkiye düştük önce “acaba yanlış mı doğru mu?” diye. “Ne aşkı?” diye sorduklarında, dişlerimizi sıktık doğruları özgürce söylemek istedik ama öyle bir hale soktunuz ki bizi kendi kendimizi kilitledik içeriden, yeri geldi mi açtık kilidimizi yeri geldi mi yuttuk anahtarı, bulamadık bir daha hiç. Ama isteyerek ama istemeyerek çeşitli fakültelere girdik. Kendi aramızda başladı bir çekişme:

-          “İki yıllık mı seninki?”

-          “Evet de ne oldu ki?”

-          “Hiç sadece sordum.”

      Kendi arasında bile yenemedi bu gençlik ikiyüzlülüğü, iyi olan insanları yapmacıklıkla suçlamayı, kötü olanları sırf dışlanma korkuları yüzünden baş tacı etmeyi, arkadan konuşmayı, içten pazarlıklı olmayı. Yenebildiği tek şey güçsüz, öyle ya da böyle bir şekilde bir şeyleri başaramamış insanlardı. Suçlandı onlar. Onların bir kısmı bunu iyi kullandı. Eziklik politikası işe yarardı. Ama bir kısmı da dürüst, mert, onurlu insanlar gibi davrandı. Bir yerlere güç bela geldi, o yere nereden geldiğini de unutmadı.  Öyle insanlar da var aramızda. Her zaman da olacak eminim. Onca şeye rağmen hem de. “Şey?”…

    O “şeyleri” size hep anlatıyorum aslında. Ama kendimden pay biçerek ama başka bir insanın hayatına dokunarak, deniyorum kendimi ifade edebilmeyi. En büyük gücüm de güçsüzlüğüm de kalemimken nasıl oluyor da susardım böyle bir günde: “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızda.”

    Geçenlerde birilerine “iyi bayramlar” diyecek oldum, yüzüme öyle bir baktı ki. Nefret desem değil, “bayram” dediği şeye bak diyordu aklınca. Klişe bir sorudur ama sormak isterim: “Kimler sayesinde bu ülkedesin?” Hadi yanıt ver bana, bakma öyle. Hani sürekli Osmanlı diyor da onun öncesini görmezden geliyorsun ya yazıyorum buradan işte, yine çığlık çığlığa: “Tarih bir bütündür.” Ama sen bunu görmemeyi yeğliyorsan, çok rahatsa yerin, bir şehit verildiğinde bile iki gün sonra unutuyor da tekrar dalıyorsan günlük hayatın keşmekeşine, o yılan ki bana dokunmadığı sürece bin yaşasın diye düşünüyorsan ve seni soktuğunda da feryat figan bağırıp herkesi başına toplamaya çalışıyorsan hiç kusura bakma sen hatayı en başında yaptın! Sana karşı kibar olunmaz çünkü kibarlığı sen bayağılık olarak kullanmışsın da fark etmemişsin!

    Sözün özü azıcık farkında ol arkadaşım! Aç gözlerini artık. Açınca da gözlerin anlamlı baksın, ülkende, dünyanda nelerin döndüğünün farkında ol. Hani gözlerini hep birilerini küçümsemek için kullanıyorsun ya, dilini de hep birilerini aleyhinde konuşmak, arkadan dolaplar çevirmek için… Kalk bir aynaya bak.

     Beni soracaksın değil mi? Ağır geldi, farkındayım. Yalnız şunu unutma ki, halen insan olmaya çalışıyorum. Hayatım boyunca da “oldum” demeyeceğim sana. Hiçbir zaman olamayacağım, iyi olsam bir nebze ve farkında olarak yaşamalıyım biliyorum.

   Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi saygı, sevgi ve minnetle anıyorum.

   Soma’da hayatını kaybeden tüm madencilerimizin aileleri için de son derece üzgünüm.  Hepsinin başı sağ olsun, madencilerimizin mekânı cennet olsun.

Yorumlar

  1. öncelikle bu müthiş yazı için sana teşekkür ediyorum yazıda ki bazı bölümleri okurken kendi hayatımı gördüm desem yeridir bende üniversite sınavına gireceğim ve istediğim bölümü kazanmam zor biliyorum ama idallerimden vazgeçmekte istemiyorum işimiz zor ama en zor olan günlük sorunlarla boğuşurken diğer ülkelerde ki akranlarımızdan geri kalıyoruz da haberimiz bile yok

    YanıtlaSil
  2. Yorumunuz benim için çok değerli çok teşekkür ederim; lütfen paylaşmaya devam edin. Tüm içtenliğimle NUR YILMAZ*

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Not 1: Reklam amaçlı (virüslü) linklerin bulunduğu yorumlar kaldırılır.

Not 2: Sorduğunuz soruya cevap verildiğinde e-posta ile bilgilendirilmek istiyorsanız, sağ alttaki ''Beni Bilgilendir'' kutucuğunu işaretleyiniz. Bunun için de yorum yazarken Google Hesabını (Gmail Hesabı) kullanmanız gerekir.

Not 3: Okuduktan sonra kitap hakkındaki görüşlerinizi lütfen yorum olarak yazınız. Yorum yaparak diğer okuyuculara fikir verebilirsiniz. Henüz kitabı okumamış arkadaşlara yardımcı olabilirsiniz.